DÜŞÜNEN İNSAN
 
  ANA SAYFA
  ARİSTO VE ETKİLERİ
  BARUCH DE SPINOZA
  BERTOLT BRECHT
  BLAISE PASCAL
  DESCARTES
  FRANCIS BACON
  GALILEO GALILEI
  HİPOKRAT VE HİPOKRAT YEMİNİ
  HOMEROS İLYADA VE ODYSSEIA
  ISAAC NEWTON
  JACK LONDON
  JOHANNES KEPLER
  JOHN LOCKE
  KONFÜÇYÜS ÜZERİNE
  MIGUEL DE CERVANTES
  MIKOLAJ KOPERNIK
  MONTAIGNE VE DENEMELERİ
  ÖKLİD VE TEOREMLERİ
  PİR SULTAN ABDAL VE MÜCADELESİ
  PLATON'UN HAYATI VE DÜŞÜNCELERİ
  THOMAS HOBBES
  VERGİLİUS
  AKIL ÜZERİNE FELSEFİ SÖZLER
  AŞK VE AİLE ÜZERİNE FELSEFİ SÖZLER
  İNSAN ÜZERİNE FELSEFİ SÖZLER
  ÖZGÜRLÜK UMUT ÜZERİNE FELSEFİ SÖZLER
  DOSTLUK ÜZERİNE FELSEFİ SÖZLER
  ÖLÜM ÜZERİNE FELSEFİ SÖZLER
  DÜŞÜNCE TARİHİNDE MÜZİĞİN GELİŞİMİ
  ÖNERDİĞİMİZ SİTELER-SİTENİ EKLE
  ANKETLER
  ZİYARETCİ DEFTERİ
VOLTAIRE GÖRE İDEA (DÜŞÜNCE): Düşünce nedir? Beynimde, resim halinde canlanan bir imge. Demek ki bütün düşünceleriniz imgelerden ibarettir. Elbette; çünkü en soyut düşünceler bile gördüğüm bütün nesnelerin devamından başka bir şey değildir. Genel olarak varlık sözünü özel varlıkları tanımış olduğum için kullanıyorum. Sonsuzluk sözünü de, bir takım sınırlar gördüğüm, bu sınırları da genişletebildiğim kadar genişlettiğim için söylüyorum; kafam imgelerle dolu olduğu içindir ki düşüncelerim var. Peki bu tabloyu yapan ressam kim? Herhalde ben değilim, çünkü doğru dürüst resim yapmasını beceremem. Bir yetiden (insanda doğal olarak bulunan bir şeyi yapabilme gücü) yararlanan, düşünenden daha çok, hiç değilse daha iyi bilir, daha mutludur. Ama ne yapayım? Kafamda toplanıp birbiriyle çarpışan, iliğimdeki gözleri savaş meydanı olarak seçen bütün o düşünceleri kabul etmek, etmemek benim elimde olan bir şey değildi ki.birbirleriyle adamakıllı dövüştükten sonra, kalan döküntülerinden kararsızlıktan başka bir şey elde edemedim. Bunca düşünce sahibi olup, düşüncenin özünü, ne olduğunu doğru dürüst bilememek çok acıklı bir şey. Gerçekten öyle; ama bilmediğini biliyormuş sanmak daha da acıklı, daha budalaca bir şeydir.

ANDEBİ’YE GÖRE DÜŞÜNCE: Kör karanlık kuyunun dibinde kalmış bir insanın, yukarıdan sarkıtılan bir iple kendini yukarı çekerek gün ışığına ulaşması sonucundaki eylemler zincirlerinin başındaki ipi aşağı sarkıtma yargısından önce oluşan zihinsel etkinliktir. Düşünceyi şöyle de açıklayabiliriz: Düşünce=>düşün=>düş. Düş= hayal. Hayal gerçek bir şey değildir ancak düşünce hayalleri gerçekleştirmeye yönelik ortaya konan bir planlamadır. Günlük yaşantımızdaki davranışlarımızın temelinde düşünce, yargı ve eylem gelir. Süreç bu sıralamayla oluşur. Yani düşünce eylemin en başındadır. Bazen insanı hayvanlardan ayıran şeyin düşünmesi olduğu söylense de bu tamamen doğru bir tanımlama değildir. hayvan davranışlarında da eylem öncesi oluşan yargıdan önce zihinsel etkinlik vardır. bu nedenle hayvanlar da düşünür. Ancak insan gibi yeni düşünce üretemez. Yani insanı hayvandan ayıran temel durum insanın yeni düşünce üretebilmesidir. Koşullarını ve yaşam biçimini tarihi süreç içinde sürekli değiştirebilmesidir. Bir balina yüz yıl önce nasıl yaşıyorsa şimdi de aynı şekilde yaşamaktadır. İnsanın yüz yıl öncesi ile şimdiki yaşantısı arasında farklar oldukça fazladır.
ORFEUS VE EURIDICE: Yunan mitolojisinde romantik bir serüvenin kahramanı olan Orfeus, Trakya Kralı Oeagre’nin Kalliope adlı (insanların güzel konuşma, merhamet duyma ve inandırma güçlerini yöneten) ilham perisinden olan oğludur. Başka bir rivayete göre de Orfeus, Apollo’nun Klio adlı(insanların şiir ile tarihe olan ilgilerini yöneten) ilham perisinden dünyaya gelen oğludur. Argonautlar seferine de katılan Orfeus’a Apollon günün birinde bir lir verir. Orfeus lir çaldıkça bütün doğa kendinden geçer, vahşi hayvanlar kulak kesilir, ağaçlar, kayalar müziğin büyüsü ile yürümeye başlar. Orfeus, Euridice isimli sevgilisiyle evlendiği gün, Euridice’yi bir yılan sokup öldürür. Bu korkunç durum karşısında Orfeus karısını bulmak için yer altı ülkesine kadar gitmeyi göze alır. Müziğinin olağanüstü büyüsüne başta tanrılar tanrısı Zeus ve hatta ölüler ülkesinin merhametsiz tanrıçası Persefon bile hayran kalır. Orfeus’a acıyan tanrılar, Euridice’yi bir şartla geri vermeyi Orfeus’a vaat ederler. Bu şarta göre; Orfeus’un ölüler ülkesinden çıkıncaya kadar Euridice’nin yüzüne bakmaması gereklidir. Ancak Orfeus yolda dayanamaz ve Euridice’nin gelip gelmediğini anlamak için arkasına bakar ve bakınca da Euridice tekrar geri alınır. Yeryüzüne eli boş dönen Orfeus bütün kadınlardan nefret eder ve bir rivayete göre de Bakantlar tarafından parçalanarak ölür. Çektiği özlemin ateşini bir türlü dindiremeyen Orfeus’un kendine hakim olamayıp merakına yenilmesi her şeyin sonu olur ve böylece güçleri kendinde toplayabilmenin, kendine hakim olmaktan geçtiği gerçeği bu konunun merkezinde yer alır.
DÜŞÜNCE TARİHİNDE MÜZİĞİN GELİŞİMİ:
Eski Yunanca’da melos kelimesi şarkı anlamına gelmektedir. Günümüzde kullanılan melodi kelimesinin kökü bu terime dayanır. Bir hece üzerinde söylenen uzun süslü ezgiler için kullanılan melisima terimi de yine aynı kökten türemiştir. Eski Yunan müziğiyle ilgili belgelerin azlığına karşın, Yunanlı düşünürlerin geliştirdiği kuramlar günümüze kadar gelmiş, özellikle de Ortaçağ Avrupası’nın müzik kültürünü derinden etkilemiştir. Platon ve Aristoteles müziğin doğası, evrendeki yeri, insanlar üzerindeki etkileri ve toplum içindeki uygulamaları hakkında yazmışlardır. Pitagoras ve yandaşları müziğin fiziksel evrenin temel anahtarı olan matematikle çok yakın ilişkide olduğu kanısındaydılar. Pitagoras sesler arasındaki aralık ilişkilerin matematiksel bağlantılarını keşfetmiş, oran hesaplarını matematiğe dayanarak ortay çıkarmıştı.Antik Yunan ve Roma’da müzik, çalgılar, Rönesans döneminde müzik ve Rönesans’ta çalgılar için TIKLAYINIZ
ARİSTO VE ETKİLERİ


ARİSTOTELES (MÖ ykş.4.yy)

Dönemin önemli filozofu,bilgin ve birçok konuda başvurulacak büyük düşünürdür Aristoteles. Hiç kimsenin bırakmadığı kadar, düşünceleri ve düşünme biçimleri ile tek başına dünya üzerinde çok büyük etkiler bırakmıştır. Bu konuda bir ismi dışarıda tutabiliriz o da Aristoteles’in hocası Platon’dur. Neticede Aristoteles birçok düşüncesine katılmasa da Platon’dan çok şey öğrenmiştir.

Aristoteles MÖ 384’te, Trakya’da küçük bir kıyı kasabası olan Stagira’da (bugünkü Stavros) doğdu. Makedon sarayıyla ilişkileri olan Nikhomakhos’un oğluydu. On sekiz yaşındayken Platon’un kurduğu Akademia’ya girdi. Bu başlangıç o akademide yirmi yıl ders vereceği yılların ilk adımıydı. Platon ondan hem “okulun zekası” hem de “okur” diye söz ederdi. Platon’un ölümünden sonra (MÖ 347) Akademia’dan memnun olmamaya başladı. Kurumun “felsefeyi matematiğe çevirmekte” olduğunu düşünüyordu. Akademia’dan bir grup öğrenci arkadaşı ile Anadolu’nun kuzeybatı kesimindeki Assos’a gitti. Burada Pyithias ile evlenen Aristoteles’in bir kızı bir de babasının adını verdiği bir oğlu dünyaya geldi.

Makedonya kralı II. Philippos’un oğlu İskender’in eğitimi için MÖ 342 de başkent Pella yakınlarındaki Mieza’ya gitti. Yaklaşık 2 yıl kadar İskender’in eğitimi ile ilgilendi. Arstoteles’in kendisine daha sonra Büyük İskender denecek olan bu küçük çocuğu nasıl etkilemiş olabileceğini biraz düşünmek gerekiyor. 

O küçük çocuk, Makedonya ve Yunanistan’daki isyanları bastırdıktan sonra Suriye ve  Mısırı fetheder. MÖ 331 de Libya’da tanrı ilan edilir ve yine o yıl Pers ülkesinin fethini gerçekleştirir. Artık Asya’nın hükümdarı olur. MÖ 327’de Hindistan’ın fethi için yola çıktıysa da başarılı olamaz. MÖ 324’te geri döner ve otuz iki yaşında Babil’de hummadan ölür. İşte o küçük çocuk tarihteki yerini Büyük İskender olarak alır. Acaba İskender’in bu denli hırslı olması Aristoteles’in izlerini taşıyor muydu? Köleliğe karşı olmayan Aristoteles’in bunda payı kuşkusuz vardı. Aristoteles tabiatları gereği doğuluları köle olarak görüyordu ve İskender de muhtemelen onun gibi düşünüyordu.

Seferlerinin birinde Aristoteles’e gönderdiği bir mektupta şöyle yazdığı belirtilir: “ İskender’den Aristoteles’e selamlar. Sözlü doktrin üzerine kitaplarını yayınlamakla iyi etmedin. Madem bizlere özel olarak öğretilmiş olan şeyler herkese açık hale gelecekti, nerede kaldı bizim başkalarına üstünlüğümüz? Şahsen kendi hesabıma ben, seni temin ederim ki kudretimle ve topraklarımın büyüklüğüyle değil de, yetkinliğin bilgisinde yetkinleşme konusunda başkalarına üstün olmayı tercih ederdim. Elveda.”

Aristoteles ampirizme (geleneksel beş duyu temelinde bilgi arayışı) dayalı bir düşünce sistemini geliştirmişti. “Aklın hiçbir boyutu yoktur ki önce duyularla yerini almış olmasın” demişti Aristoteles. Ortaçağın akademik filozofları da onun izinden gitmekte gecikmediler. Çok geniş bir kütüphanesi, Yunan Devletleri’nin toplam 1058  adet anayasasını içeren koleksiyonu ve topladığı bilimsel örneklerle Aristoteles, mantığı, metafiziği, biyolojiyi, meteorolojiyi, siyaseti, etiği, retoriği(konuşma sanatı), psikolojiyi ve fiziği dünyaya tanıtan insan olmuştur. Bu kadar açıklamayla Platon’un gölgesinden çıkmakla bunu hak etmiştir de. 

Tasımla (olguları kanıtlarla bir araya getirme) ilgili birçok ince önermeler ona aittir. Yani herkesin çok iyi bildiği şekliyle şu şekilde işleyen argüman: “Bütün insanlar ölümlüdür; Sokrates insandır, o halde Sokrates’ de ölümlüdür.” Aristoteles'e göre bir önerme ya doğrudur, ya da yanlıştır.

Aristoteles’in bizlere bıraktığı başlıca terimler arasında tasım ve diyalektiği sayabiliriz. Eserleri milattan önceki son yüzyılda Latince’ye çevrildi. Böylelikle görüşlerinin etkili olduğu ilk dönem başlamış oldu ve 529’da İustinianios’un Atina’da felsefeyi yasaklamasına kadar sürdü. Sonrasında hem İbn Sina hem de İbn Rüşd onu mutlak otorite kabul ettiler. Aristoteles’in eserlerinin Latince’ye çevrilerek Avrupa’ya yeniden ulaşması onların yazdıkları yorumların sayesinde oldu. Bilinen en büyük eseri Ethika’dır. 

Annesinin memleketi olan Evboia(Eğriboz) adasındaki Khalkis’de (Helke) MÖ 322’de  altmış üç yaşında ölür.

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Siteniz:
Mesajın:
Toplam 126 ziyaretçi (173 klik) kişi burdaydı!
 
 

Bu sayfayı beğendiniz mi?
Beğendim
Beğenmedim
İdare eder

(Sonucu göster)


 
Reklam  
   
 
   
BİLİMİN BÜYÜK ADIMLARI  
 

BİLİMİN BÜYÜK ADIMLARI
Bilimin büyük adımlarını atan bu bilginler çoğu kez burjuvaların içinden çıkmaktaydı. Örneğin Kepler öyleydi; Galileo ve logaritmanın bulucusu Napier soylu sınıfındaydılar. Üniversite çevrelerinden geliyorlardı ve öğretim üyesi idi çoğu. Ne var ki, üniversitelerle uyuşmazlığa düştüler ve çoğu kez oradan ayrılmak zorunda kaldılar. Neden? diye sorarsak, cevabı; felsefe ilahiyatın hizmetçisi, üniversite de kilisenin etkisindeydi halen diyebiliriz. Böyle olunca da, buluşlar iman için tehdit edici görünüyordu. Bundan kurtulmak için bilginler, astrolog ve hekim olarak prenslerin hizmetine giriyorlardı. Kepler imparatorun matematikçisi oldu; Harvey l. Jacques’in. Gilbert’de Kraliçe Elizabeth’in hekimi olarak görevlendirildi. Galileo’yu ise Toscana dükü korudu. İlk görev, Kopernik’in eserini sürdürmekti. Bunu Alman astronomu Johannes Kepler (1571-1630) üstlendi. Kepler Kopernik’i doğrulayan ve gezegenlerin hareketine “merkez” olarak Dünya’yı değil, Güneş’i koyan, günmerkezli görüşü yetkinleştirdi. Bir başka deyişle, görünüşlerin arkasında gizli duran gerçek hareketleri açıklamayı sonuna vardırmış ve bu hareketlerin kanunu ortaya koymuştu. Galileo Galilei (1564-1642) 1609’da, optik kanunlar hakkındaki derin bilgisine dayanıp, Hollandalılardan daha yetkin bir teleskop yaptı. 1610’da, jüpiter’in dört uydusunu buldu ve bu gezegenle uydularının gözlemi, onu kıyas yolu ile günmerkezli görüşün doğruluğuna götürdü. Venüs’ün de Ay gibi evreleri olduğunu keşfetti. Ay’ın da Dünya’ya benzediğini saptadı. Galileo hareket üzerine incelemelerini, Pisa Katedrali’nin tavanında asılı duran bir lambanın sallanmasını inceleyerek devam ettirdi ve salınımların eş zamanlı olduğunu gördü. Zaman belirtmede sarkacın kullanılabileceğini ortaya koydu. Eylemsizlik ilkesini ve hızların birleşmesi kanununu açıkladı. Aynı zamanda, ses yüksekliğinin frekansla ilgisi bulunduğunu ve müzik aralıklarının frekansla orantılı olduğunu belirtti. Titreşen telleri, rezonansı inceledi. Ve duraklı dalgaları açıkladı.
 
 
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
online
Google Pagerank Checker
Copyright © www.andebi.tr.gg.2008.her hakkı saklıdır.
andebi'deki yazılar izinsiz başka yerde yayınlanamaz.